Çocukluklarda Erken Dönem Kekemelik

Çocukluklarda Erken Dönem Kekemelik

25.07.2017

Dil gelişiminin hızlı olduğu 2,5-3 yaş aralığındaki çocuklar konuşurlarken kekemelik benzeri takılmalar görülebilir. Bu takılmaların çoğu olağandır, çocukların dil gelişiminin bir parçasıdır. “Erken dönem kekemelik” dediğimiz sınıflandırmaya girse bile %70 - %80 ihtimalle geçicidir ancak “%20 geçmeme olasılığı” önemli bir orandır. Ne kadar zamandır devam ettiği, takılmaların tipleri, ne sıklıkla olduğu, değişkenlik gösterip göstermediği, ailenin ve çocuğun konuya ilişkin tutumu gibi değişkenler biz dil ve konuşma terapistleri açısından önemlidir. Örneğin; takılma tiplerinden olan hece, sözcük tekrarları normal kabul edilebilirken, bloklar yani uzun süren duraklar, çocuğun nefessiz kalıyor gibi olması, kızarması, ellerini çırpma, bir yere vurarak, sallanarak konuşma gibi ek davranışların zaman içinde gelişiyor olması takılmalara erkenden müdahale edilmesi gerektiğini işaret etmektedir.

Ailelerin en çok sorguladığı ‘Neden oldu?’ noktasıdır.  Varoluşsal olarak çevremizdeki gelişen her olaya neden aramak istediğimiz gibi çocuğumuzda da neden böyle bir durum geliştiğini merak ederiz. Değerlendirmeye gelen ailelerle yaptığımız görüşmelerimizde genellikle kekemeliğin nedenini psikolojik etmenlere bağladıklarını duyarız. Oysa ki kekemeliğin nedeni bilinmemektedir. Yapılan araştırmalar ailesinde kekemelik geçmişi veya hala devam eden kekemeliği olan bireylere sahip olan çocukların akıcılıkla ilgili sorun yaşama ihtimalinin daha yüksek olabileceğini öngörmektedir. Yine de annesinde veya babasında kekemelik olan bir çocuk akıcılıkla ilgili sorun yaşamayabilir. Bu sebeple neden aramaktan vazgeçip özellikle erken dönem akıcılık sorunu yaşandığında çocuğun bu dönemden nasıl daha rahat çıkacağı ve ona nasıl yardımcı olabileceğimiz konusuna odaklanmak gerekmektedir.

Çocuklar 3 yaşından sonra kendi konuşmaları ve akranlarının konuşmalarındaki farklılıkları hissetmeye ve anlamlandırmaya başlamaları sebebiyle bu dönemde çocukların ailelerine yöneltebilecekleri ‘Ben neden böyle konuşuyorum?’ ‘Benim konuşmam çıkmıyor’ ‘Konuşurken zorlanıyorum’ vb. sorularla sıklıkla karşılaşabiliriz. Böyle bir durumla karşılaşan aile öncelikle sakinliğini koruyup böyle bir şeyin kendisinde de zaman zaman olduğunu söyleyebilir. ‘Yapma’, ‘Öyle konuşma’ ‘Sakin ol’ ‘Yavaş konuş’ ‘gibi ifadeler çocuğa yardımcı olmamaktadır. Öte yandan konuya ilişkin çocuğa kızılması, çocuğun dinlenmemesi, lafının tamamlanması kesinlikle takınılmaması gereken tavırlardandır. Çocuğun içinde bulunduğu durum utanılacak, kızılacak, nefret edilecek bir durum değil tam tersine tüm sıcaklığımızla çocuğa yaklaşmayı gerektirmektedir.

Aile içi çocuğa takınılan tavrı düzenlemek anne baba açısından daha kolay olurken; komşu, anneanne-babaanne ve dede gibi yakın dost ve akrabalar da konu hakkında bilgilendirilmelidir. Aileler bu dönemde parka çıktıklarında, arkadaş görüşmelerinde ‘aa ne biçim konuşuyor?’ ‘ne oldu bu çocuğa böyle’ gibi yorumlardan oldukça yıpranmaktadır. Bu sebeple dil ve konuşma terapistlerinin yönlendirmesiyle çocuğun ilişkide bulunduğu herkes bilgilendirilmeli ve ortak bir tavır sergilenmelidir.

Anne baba ve evde,  dışarıda çocukla uzun zaman geçiren kişilerin kendi iletişimlerini yavaşlatmaları, çocuğa üst üste zorlayıcı uzun cümlelerle konuşmamaları veya soru sormamaları da oldukça önemlidir. Konuşmanın yavaşlatılması ve basitleştirilmesi hem çocukla iletişimi kolaylaştıracak hem de çocuğa doğru model olmak adına önemli bir adım olacaktır.
Kekemeliği olan veya kekemelik benzeri konuşma örüntüleri olan çocuklar başka çocuklarla kıyaslanmamalıdır. ‘Bak abin nasıl konuşuyor’, ‘Hadi benim gibi konuş’, ‘Başka çocuklar böyle yapmıyor’, ‘Dikkat mi çekmeye çalışıyorsun?’, gibi ifadeler hem çocuğa söylenmemeli hem de aile içinde konuşulmamalıdır. Konuya olumlu ya da olumsuz bir yükleme yapmadan her zaman davrandığımız gibi olmaya özen göstermeliyiz. Mimiklerimize ve tavırlarımıza da dikkat etmeliyiz. Olağan üstü bir durum olmadığını göstermek sadece sözlerde değil davranışlarda da saklıdır.

Çocuklar sosyal ortamlardan soyutlanmamalıdır. Okul, oyun grubu, park gibi ortamlara her çocuk kadar ihtiyaç duymaktadırlar. Bu sebeple çocuğun hayatında da bir olağanüstü durum yaratamadan en azından bir süre sakinliğimizi muhafaza etmeliyiz.

Sevgiler
Uzman Dil ve Konuşma Terapisti
İpek Özdemir